<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>mimar-sinan &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/mimar-sinan/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "mimar-sinan"</description>
	<pubDate>Mon, 13 Oct 2008 01:38:21 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Çemberlitaş Hamamı]]></title>
<link>http://sehristanbul.wordpress.com/?p=391</link>
<pubDate>Sat, 04 Oct 2008 11:42:13 +0000</pubDate>
<dc:creator>didarr</dc:creator>
<guid>http://sehristanbul.pl.wordpress.com/2008/10/04/cemberlitas-hamami/</guid>
<description><![CDATA[                                                  ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;">                                                                           <a href="http://sehristanbul.files.wordpress.com/2008/10/cemberlitas-hamami.jpg"><img class="alignnone size-large wp-image-392" title="cemberlitas hamami" src="http://sehristanbul.wordpress.com/files/2008/10/cemberlitas-hamami.jpg?w=469" alt="" width="469" height="308" /></a></p>
<p style="text-align:justify;">Çemberlitaş Hamamı, Çemberlitaş’ta, Divanyolu üzerinde, I. Constantinus’un (m.s. 324-337) diktirdiği anıtın Vezir hanı tarafında yer alır. Hamam’ın karşısında Köprülü Mehmed Paşa Cami’i, medresesi ve türbesi, yanında Vezir Hanı, eski Dar’ül-fünun binası, civarında ise Sultan II. Mahmud Türbesi ve haziresi, Köprülü Kütüphanesi, Atik Ali Paşa Cami’i ve medresesi ve Ali Baba Türbesi mevcuttur.</p>
<p style="text-align:justify;">Hamam, Sultan II. Selim’in kadını ve Sultan III. Murad’ın annesi, Nûrbânû Sultan tarafından Üsküdar’da, Toptaşı’nda, Vâlide-i Atik Külliyesi’ne gelir getirmesi için yaptırılmış ve vakfedilmiştir. Hamam Tuhfet’ül-mi’mârin*’e göre Mimar Sinan yapısıdır. Kitabesinden anlaşıldığına göre hamam’ın yapılış tarihi 992/1584′tür.</p>
<p style="text-align:justify;"><!--more--></p>
<p style="text-align:justify;">Çemberlitaş Hamamı birbirinin tamamen benzeri ve yanyana bitişik bir çifte hamam olarak planlanmıştır. Erkekler kısmının girişi Vezir Hanı Caddesi üzerindedir ve yol kotunun zamanla yükselmesi sonucunda bugün on basamakla inilen çukur bir giriş niteliğindedir. Giriş üzerinde bir saçak mevcuttur. Giriş kapısı üzerinde, etrafı rumilerle bezeli, üç sıra halinde hazırlanmış altı mısralı bir kitabe vardır. Kadınlar kısmının girişi ise Divanyolu Caddesi üzerinde Sultan Mahmut Türbesi tarafından olmalıdır. Bugün kadınlar da erkekler girişini kullanmakta ve içeriden yeni açılan bir yan kapı ile kendi bölümlerine ayrılmaktadırlar. Kadınlar kısmının soyunma mekanı cephesi, Divanyolu Caddesi genişletme çalışmaları sırasında (1868) bir miktar kesilmiştir. Kesilen kısım altta dikdörtgen, üstte yıldız biçiminde pencereleri olan bir duvarla kapatılmıştır. Erkekler ve kadınlar bölümlerinin soyunma yerleri, geçişi köşe trompları ile sağlanmış büyük birer kubbe ile örtülüdür. Etrafında üç kat soyunma odaları vardır. Her iki kubbede de aydınlık feneri vardır. Bugün sadece kadınlar kısmının aydınlık feneri orijinal durumdadır. Ýnce sütunlara dayanan kemerlerin taşıdığı bir kubbecikle örtülü olan aydınlık feneri zarif biçimde bezenmiştir. Bugün erkekler kısmının soğuluk bölümü, yıkanma sonra dinlenmek veya beklemek için sakinci ve dinlendirici bir mekan şeklindedir.</p>
<p style="text-align:justify;">Yine her iki kısımdanda üçer kubbe ile örtülü ılıklığa geçilir. Bunların yanlarında bina kitlesinin dışına taşan biçimde yapılmış helalar vardır. Ilıklıkta orta kubbenin altından girilen ahşap bir kapı ile sıcaklık bölümüne geçilir. Çemberlitaş Hamamı’nın sıcaklık bölümlerinin planında hamam mimarisindeki geleneklerden tamamiyle uzaklaşılmıştır. Bu Mimar Sinan’ın farklı denemeler yapmayı sevmesi ile açıklanabilir. Ayrıca Mimar Sinan’ın bu yapı ile yakından ilgilendiği de düşünülebilir. Dıştan kare olan bu mekanlar içeride, çepeçevre on iki sütundan meydana gelen bir sütun halkası ile on iki köşeli bir çokgene dönüştürülmüştür. Onikigen ile dış kare arasında kalan dört köşeye büyük bir ustalıkla kubbeli halvet hücreleri yerleştirilmiştir. Halvetler arasındada dört adet sofa oluşturulmuştur. Sıcaklığa bu sofalardan birinden girilmektedir. Sıcaklık bölümünü örten büyük kubbeyi, baklavalı başlıklı sütunlar üzerindeki sivri kemerler taşımaktadır. Köşelerdeki halvet hücreleri mermer şebekelerle ana mekandan ayrılırlar ve bu şebekelerin üzeri lale şeklindedir. Þebekelerin her yan ve ön yüzünde birer kitabe vardır ve halvete ön yüzdeki kemerli bir kapı ile girilir. Bunların üzerlerinde beyitler işlenmiştir, üçgen biçimindeki alınlıkları ise tomurcuklarla bezenmiştir. Hamamın toplam 38 kurnası vardır. Kubbenin altında çok yüzlü büyük bir göbek taşı bulunmaktadır. Sıcaklık bölümleri kubbelerinde bulunan küçük delikler ile aydınlanmaktadır. Delikler cam fanüsler ile kapatılmıştır. Yapı Mimar Sinan son dönem eserleri arasındadır. Ustalığının son döneminde, sadelikten vazgeçmeden, fonksiyon zenginliği, zerafet ve dinginliği bu yapıda buluşturmuştur. Bu nedenlerden dolayıdir ki günümüzde halen yerli ve yabancı araştirmacılar, üniversiteler, fotoğrafçılar, film yapımcıları, basın-yayın kuruluşları ile öğrenciler tarafından ilgi odağı halindedir.</p>
<p style="text-align:justify;">Mimar-Restoratör: Onur Yalçın<br />
Mimar-Restoratör: Ali Dereli</p>
<p style="text-align:justify;">* Tuhfet-ül Mi’marin Büyük ihtimalle Sai Mustafa Çelebi tarafından kaleme alınmıştır. Doğrudan Mimar Sinan’ın ağzından aktarılan bir anlatım şekli kullanılmıştır. Redaksiyonu tam olarak yapılmamış bir prova yazılımı andırır. Sinan’ın hayatı ile ilgili bir bölüm ile yapıtlarının listesinin ayrıntılı olarak anlatıldığı bir bölüm bulunmaktadır. Topkapı Sarayı Kütüphanesinde, Yazma no: 1461/4′te tek bir nüsha ile korunmaktadır. Tam metin olarak yayınlanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mimar Sinan, Selimiye Camii'ni inşa ederken Ayasofya ile yarışmış mıydı?]]></title>
<link>http://sehristanbul.wordpress.com/?p=365</link>
<pubDate>Fri, 26 Sep 2008 12:23:56 +0000</pubDate>
<dc:creator>didarr</dc:creator>
<guid>http://sehristanbul.pl.wordpress.com/2008/09/26/mimar-sinan-selimiye-camiini-insa-ederken-ayasofya-ile-yarismis-miydi/</guid>
<description><![CDATA[                                                  ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;">                                                         <a href="http://sehristanbul.files.wordpress.com/2008/09/i-acar1.gif"><img class="size-medium wp-image-370 aligncenter" title="i-acar istanbul" src="http://sehristanbul.wordpress.com/files/2008/09/i-acar1.gif?w=291" alt="" width="342" height="323" /></a></p>
<p style="text-align:justify;">Mimar Sinan, Selimiye Camii'ni inşa ederken Ayasofya ile yarışmış mıydı? Daye-Zade Mustafa Efendi'nin 1717 yılında yazdığı esere göre, Sinan; yazdığı bir kitapta (Bu kitap bulunamamıştır), Selimiye'nin kubbesini Ayasofya'nın kubbesinden dört arşın daha büyük yaptığını ifade etmişti.<!--more-->Ancak yapılan ölçümler, Selimiye'nin kubbe çapının ortalama 31,305 metre, Ayasofya'nın kubbe çapının ise ortalama 33,8 metre olduğunu ortaya koymuştur. M.S. 537de tamamlanan Ayasofya'nın kubbesi, son kez 14. yüzyılda olmak üzere, dört defa kısmen veya önemli ölçüde çökmüş; her seferinde onarılarak bugünkü haline ve boyutlarına ulaştırılmıştır. Bu yıkılmalara neden olarak, ilk kubbenin aşırı yayvanlığı nedeniyle taşıyıcı filayaklarına (filpaye) yaptığı basıncın fazlalığının yanı sıra, kullanılan harcın çok yavaş sertleşmesi ve payanda duvarlarının yetersizliği vb. gösterilmektedir. Bu etkiler, kubbe çapının büyümesine, dolayısıyla çatlayıp yıkılmasına neden olmuştur. Yapılan basit hesaplar, Ayasofya'nın kubbesinin, bu büyümelerden önceki çapının 31,612 metre olması gerektiğini göstermektedir. Bu çaptan doğan kubbe çevresi ise 99,31 metre veya 318 Bizans ayağı zunluğundadır. 318 sayısı ise, Latin ebced hesabıyla (Editörün notu: Eski Sami ve Finike alfabelerinde harflerden ayrı rakamlar yoktu. Rakam yerine her harfe bir sayısal değer verilmişti. İstenilen rakam bu harflerle yazılırdı. Bu gelenek, Finike alfabesinden türeyen Latin alfabelerinde Ortaçağa; Arap alfabesinde ise bugüne dek korundu.) Hz. İsa'nın karşılığıdır. Anlaşılan, mimarlar Anthemios ve Isidoros, kubbenin çapında Hz. İsa'yı sembolize etmek istemişler.</p>
<p style="text-align:justify;">Buna karşılık Selimiye'nin kubbe çapı 31,305 metredir; Osmanlı arşınında 24 adet olarakbulunan boğum cinsinden ifade edildiğinde, 990 boğuma eşit olduğu görülür. 990 sayısı, Osmanlı ebced hesabıyla Hz. Ali'nin karşılığı olan 110 ve Allah'ın karşılığı olan 66 sayılarını içermektedir, zira 990un karşılığı 15x66 veya 9x110'dur. Sinan gibi bir dâhinin, Ayasofya'nın kubbesinin orijinal çapını hesaplayamamış olması düşünülemez. Çünkü, bu amaçla filayaklarının düşeyden yaptıkları sapmayı yerinde ölçerek bulması yeterli olurdu. Selimiye'nin kubbesinin, Ayasofya'nın kubbesinin orijinal çapına göre 31 cm. küçük olmasını Sinan'ın önemsemediği anlaşılıyor. Çünkü, bu önemsiz farkı isteseydi rahatça aşabilirdi. Hem aşmak hem de aynı zamanda Hz. Ali ile Allah'ı anabilmek için gerekli<br />
çap ise, ancak 41,70 metre çapında bir kubbe yapmakla mümkün olabilirdi. Bu kadar büyük bir kubbe yapmamayı göze almasını doğal karşılamak gerekiyor. Mimar Sinan sadece Allah'ın adını anmakla yetinseydi, Ayasofya'nın bugünkü çapını rahatça geçmiş olacaktı. 16x66=1056 boğum veya metre cinsinden 33,34!</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>focus dergisi</strong></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Planet Earth Ep.08 - Jungles]]></title>
<link>http://videow.wordpress.com/?p=235</link>
<pubDate>Mon, 08 Sep 2008 12:40:54 +0000</pubDate>
<dc:creator>sorularlaislamiyet</dc:creator>
<guid>http://videow.pl.wordpress.com/2008/09/08/planet-earth-ep08-jungles/</guid>
<description><![CDATA[
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>[googlevideo=http://video.google.com/videoplay?docid=-2934374342545375813&#38;ei=9hbFSM27CI22iALF0fi7BQ&#38;q=Planet+Earth+&#38;hl=tr]</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Planet Earth 11 Ocean Deep]]></title>
<link>http://videow.wordpress.com/?p=232</link>
<pubDate>Mon, 08 Sep 2008 12:37:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>sorularlaislamiyet</dc:creator>
<guid>http://videow.pl.wordpress.com/2008/09/08/planet-earth-11-ocean-deep/</guid>
<description><![CDATA[
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>[googlevideo=http://video.google.com/videoplay?docid=-5239317859085170924&#38;ei=9hbFSM27CI22iALF0fi7BQ&#38;q=Planet+Earth+&#38;hl=tr]</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bunu Bir Türk Yaptı | Mimar Sinan]]></title>
<link>http://videow.wordpress.com/?p=229</link>
<pubDate>Mon, 08 Sep 2008 12:33:16 +0000</pubDate>
<dc:creator>sorularlaislamiyet</dc:creator>
<guid>http://videow.pl.wordpress.com/2008/09/08/bunu-bir-turk-yapti-mimar-sinan/</guid>
<description><![CDATA[
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>[googlevideo=http://video.google.com/videoplay?docid=1248812836741434689&#38;hl=tr]</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Msn'nizden kimler geldi kimler gecti ogrenin..]]></title>
<link>http://sefalet.wordpress.com/?p=39</link>
<pubDate>Wed, 25 Jun 2008 07:23:20 +0000</pubDate>
<dc:creator>begci</dc:creator>
<guid>http://sefalet.pl.wordpress.com/2008/06/25/msnnizden-kimler-geldi-kimler-gecti-ogrenin/</guid>
<description><![CDATA[Msn hesabı aldınız alalı kimi kişileri ekler kimi kişileri sıkılır silersiniz hani. Gelin ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#008000;"><strong>Msn hesabı aldınız alalı kimi kişileri ekler kimi kişileri sıkılır silersiniz hani. Gelin şöyle bir eskiye uzanalım msn kullanmaya başladınız başlayalı kimleri eklediniz kimleri sildiniz kimlerde msn hesabı vardı. Sildiklerinizden online kişi varmı yokmu hepsinin cevabı aslında çok basit bilmeyen arkadaşlar için açıklıyorum.<br />
</strong></span><!--more--><br />
<span style="color:#008000;"><strong> Mail adresinize giriş yaptığınızda TODAY-MAIL-CALENDAR ve CONTACT başlıkları görürsünüz burdan contact başlığına tıkladığınızda msn aldınız alalı kimleri eklediniz, kimleri sildiniz, ilk kimi eklemişsiniz gibi sorularınızın yanıtını bulabilirsiniz. Ve bir şey daha yanında msn ikonu olmayan kişi sizi silmiş demektir. SAYGILARIMLA.</strong></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ekonomi takıyye götürmez]]></title>
<link>http://sefalet.wordpress.com/?p=19</link>
<pubDate>Tue, 17 Jun 2008 06:04:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>begci</dc:creator>
<guid>http://sefalet.pl.wordpress.com/2008/06/17/ekonomi-takiyye-goturmez/</guid>
<description><![CDATA[DEVLET Bakanı Ali Babacan, gazetelerin ekonomi müdürleriyle yaptığı toplantıda epeyce zorlanm]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong><strong>DEVLET </strong>Bakanı <strong>Ali Babacan</strong>, gazetelerin ekonomi müdürleriyle yaptığı toplantıda epeyce zorlanmış. Özellikle <strong>Faik Öztrak</strong>'ın görevden alınmasıyla ilgili sorulara doyurucu yanıt veremediğini, arkadaşlarımızın hemen hepsi yazmış...</strong></p>
<p><strong>Babacan</strong> burada zorlanmış ama bazı sorularda sıkışmamak için doğru söylememeyi tercih etmiş. Arkadaşlar IMF'in, 1.6 milyar dolarlık 4. gözden geçirme parasını bile taksitlendirdiğini hatırlatınca, <strong>'Taksitlendirmeyi biz istedik'</strong> demiş...<!--more--></p>
<p><strong>Babacan</strong>'ın bu yanıtı kesinlikle doğru değil...</p>
<p><strong>Babacan</strong>, iki haftanın bu tartışmayla geçtiğini, IMF anlaşmasının bu nedenle uzadığını, <strong>'Kesinlikle bunu kabul edemeyiz'</strong> diye rest çekip, sonunda IMF'in bu talebini kabul etmek zorunda kaldıklarını, kimsenin bilmediğini mi zannediyor? IMF'le anlaşma uzayınca, eurobond'lardan kaynaklanan büyük sıkıntı çıktığını, Merkez Bankası'nın döviz likiditesi için faizleri düşürmek zorunda kaldığını, hafta sonunda büyük patronların Erdoğan ve Gül ile Dışişleri Konutu'nda toplanıp, <strong>'Ne  talepleri varsa kabul edip IMF'le anlaşın, yoksa piyasaları tutmak mümkün olmaz'</strong> diye uyardığını, bunun üzerine alelacele talepleri kabul edip, hafta sonunda anlaşma sağlandığını ilan ettiklerini, bütün bu gerçekleri yok mu zannediyor.</p>
<p>O zaman IMF Başkan Yardımcısı <strong>Anne Krueger</strong> neden <strong>'Hükümetin hemen güven sağlaması lazım'</strong> diye açıklama yapıyor. Krueger'ın sapmalara ilişkin eleştirisini de <strong>'Bizden önceki dönemde sapma olmuş' </strong>diye geçiştirmeniz mümkün mü?</p>
<p>Eğer işler bu kadar iyiyse, IMF dediğiniz kadar güven duyuyorsa, siz hiç hata yapmadıysanız; o zaman IMF Başkanı Koehler, neden sizle o tür bir konuşma yaptı. Neden <strong>Köhler'</strong>in sorularına vahim hatalarla yanıt verdiniz ve gelen ağır eleştirileri nasıl içinize sindirebildiniz? Neden <strong>Krueger</strong> sizle yeniden baş başa görüşme gereği duydu, aslında bizim memurumuz olan Kiekens bile size neden o kadar çıkıştı?</p>
<p>Yapmayın, siyasette yutturabilirsiniz ama, ekonomi yalan ve takiyye götürmez...</p>
<p><strong>MERKEZ BANKASI'NDAN HÜKÜMETE BRİFİNG</p>
<p></strong>Devlet Bakanı Babacan, faizlerle ilgili sorulara, <strong>'faizler emirle düşmez'</strong> yanıtı vermiş. Çok doğru, bir bakanın yapması gereken bir açıklama ama bu söyleminde samimi olup olmadığı konusunda ciddi şüpheler var. Kendisi böyle düşünüyor olsa bile, <strong>Erdoğan</strong> ya da <strong>'parti büyükleri'</strong>nden talimat gelince ne yapacak, şüpheli...</p>
<p>Geçtiğimiz son bir-kaç aylık dönemde, Irak Savaşına rağmen piyasaların bu kadar sakin seyretmesinde, sadece ve sadece Merkez Bankası'nın etkisi olduğunu kimse unutmamalı. Eğer bu sürede, Hükümetin tezkere başta olmak üzere, yaptığı vahim hatalar hatırlanırsa, herkes herhalde şu savımızı kabul edecektir: <strong>'Eğer Merkez Bankası özerk olup kendi başına karar vermeseydi, iş zerre kadar güvenin kalmadığı Hükümete kalsaydı, Türkiye ekonomisi Irak savaşı dönemini kaldıramazdı.'</p>
<p></strong>İşte bugün Merkez Bankası Bakanlar Kurulu'na brifing verecek. Bu rutin yapılan bir toplantı ama bu kez faizler nedeniyle büyük önem taşıyor. Geçen haftaki toplantıda faizler konusundaki bazı bakanların kestikleri ahkam, orada kalmalı. Hükümet hata yapıp da, faizler konusunda Merkez Bankası ile çatışmamalı...</p>
<p>Piyasalara da iş düşüyor. Bütün bankalar daha fazla kar yazmak için faizlerde hızlı düşüş istiyor. Ancak unutmamalılar; Merkez Bankası ne yaptığını biliyor..</p>
<p>Ne zaman, ne kadar indirim yapılacağına  Merkez Bankası karar verir.</p>
<p>Piyasalar aşırı iyimserlik içinde. Bütün hedefleri Haziran sonu bilançoları ve bütün banka yöneticileri 'kár baskısı' altında. Bütün bunlar normal de, piyasa oyuncuları bari geçmişten aldıkları dersleri hatırlayıp, bu kez, biraz yukarı çıkıp tepeden baksınlar ve daha sakin ve sağduyulu olsunlar. Aksi takdirde hepsi altında kalacak.</p>
<p>Hangi anlayışa sahip bir hükümetle, bakanlarla işin götürüldüğünü unutmasınlar..</p>
<p><span class="yazarisim">Erdal SAĞLAM</span> - Hürriyet</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mimar Sinan Belgesel - 1 ]]></title>
<link>http://ilahi.wordpress.com/2008/05/03/mimar-sinan-belgesel-1/</link>
<pubDate>Sat, 03 May 2008 00:23:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>Admin</dc:creator>
<guid>http://ilahi.pl.wordpress.com/2008/05/03/mimar-sinan-belgesel-1/</guid>
<description><![CDATA[Mimar Sinan Belgesel -1
    
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<h2><span style="color:#0000ff;">Mimar Sinan Belgesel -1</span></h2>
<p><span style="display:block;width:425px;margin:0 auto;"> [vodpod id=ExternalVideo.527934&#38;w=425&#38;h=350&#38;fv=docId%3D5099711622296029349%26playerMode%3Dsimple%26hl%3Den]  <span style="font-size:10px;float:right;"> </span></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mimar Sinan Belgesel 2. ]]></title>
<link>http://ilahi.wordpress.com/2008/05/03/mimar-sinan-belgesel-2/</link>
<pubDate>Sat, 03 May 2008 00:22:38 +0000</pubDate>
<dc:creator>Admin</dc:creator>
<guid>http://ilahi.pl.wordpress.com/2008/05/03/mimar-sinan-belgesel-2/</guid>
<description><![CDATA[Mimar Sinan Belgesel 2
   
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<h2><span style="color:#0000ff;">Mimar Sinan Belgesel 2</span></h2>
<p><span style="display:block;width:425px;margin:0 auto;"> [vodpod id=ExternalVideo.527930&#38;w=425&#38;h=350&#38;fv=docId%3D-1013458791751948850%26playerMode%3Dsimple%26hl%3Den] <span style="font-size:10px;float:right;"> </span></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Veysel Kadayıfcıoglu-Eğitime destek haberi]]></title>
<link>http://gundemegitim.wordpress.com/?p=6</link>
<pubDate>Thu, 17 Apr 2008 21:21:54 +0000</pubDate>
<dc:creator>gundemegitim</dc:creator>
<guid>http://gundemegitim.pl.wordpress.com/2008/04/17/veysel-kadayifcioglu-egitime-destek-haberi/</guid>
<description><![CDATA[Bagcılar Belediyesi&#8217; nin katkılarıyla , Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan &#8216;ın k]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bagcılar Belediyesi' nin katkılarıyla , Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 'ın katılımlarıyla Bağcilar'da 41 açılış daha yapıldı..Sağlık ocaklari,ilkogretim okulları,bilgievleri,parklar,camiiler,halk sarayları ve arastırma merkezleri olmak uzere Bagcılar ' da 41 açılış yapıldı.Bunlardan biri de 40 derslik,sinema ve konfreans salonu,kapalı spor salonu,kafeterya,atolyeler,kütüphane,kreş ve spor tesislerini de bunyesınde bulunduran Allaattin-Nilüfer Kadayıfcıoglu Kız Meslek Lisesi idi..Açılışa cok sayıda işadamı,Unlu sanatçı İbrahim Tatlıses,Milli Eğitim Bakanı Huseyin Çelik ve okulu yaptıran Kadayıfcıoglu Ailesinden Veysel Kadayıfcıoglu,Nilufer Kadayıfcıoglu ve Geylan Kadayıfçıoglu da iştirak ettiler.Kurdeleyi beraber kesen Sayın Huseyin Çelik ve Veysel Kadayıfçıoğlu ,İbrahim Tatlıses ve Nilufer Kadayıfçıoğlu uzun sure sohbet edip Turkiye de en onem verilmesi gereken konunun eğitim oldugunu konustular..<a href="http://gundemegitim.files.wordpress.com/2008/04/v11.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-7" src="http://gundemegitim.wordpress.com/files/2008/04/v11.jpg?w=450" alt="" width="450" height="302" /></a><a href="http://gundemegitim.files.wordpress.com/2008/04/kurdelekesimi.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-8" src="http://gundemegitim.wordpress.com/files/2008/04/kurdelekesimi.jpg?w=450" alt="" width="450" height="302" /></a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Meczet Selima w Edirne]]></title>
<link>http://cudaswiata.wordpress.com/?p=147</link>
<pubDate>Tue, 08 Apr 2008 09:01:58 +0000</pubDate>
<dc:creator>Wojciech Pastuszka</dc:creator>
<guid>http://cudaswiata.pl.wordpress.com/2008/04/08/meczet-selima-w-edirne/</guid>
<description><![CDATA[
Gdy w 1453 roku Turcy zajęli Konstantynopol, zafascynowała ich największa świątynia miasta, cz]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><img src="http://cudaswiata.wordpress.com/files/2008/04/meczet-selima.jpg" alt="" width="500" height="600" class="aligncenter size-medium wp-image-150" /></p>
<p>Gdy w 1453 roku Turcy zajęli Konstantynopol, zafascynowała ich największa świątynia miasta, czyli słynna <a href="http://archeowiesci.blox.pl/resource/Hagia_Sophia.jpg">Hagia Sophia</a>. Wpierw przekształcili ją w meczet, a po stu latach zaczęli budować świątynie na jej podobieństwo. Pierwszy był gigantyczny <a href="http://icassp2000.sdsu.edu/jpgfiles/suleymaniye.jpg">meczet Sulejmana</a> w Konstantynopolu, który w latach 50. XVI w. zbudował najsłynniejszy turecki architekt Mimar Sinan. Kolejny hołd dla Hagia Sophia - piękny meczet Selima - postawił Sinan w Edirne (na zdjęciu u góry). Budowa zakończyła się w 1574 r. </p>
<p>Mimar Sinan był janczarem. Wielką karierę architekta zaczął stawiając most na Dunaju w trakcie kampanii sułtana Selima I. Ma na swoim koncie 318 budowli wojskowych, cywilnych i religijnych, ale największą sławę przyniosły mu owe dwa meczety wzorowane na Hagia Sophia. Dzięki nim został powszechnie uznany wirtuozem w wykorzystaniu kopuł. W XVII w. dzieło Sinana kontynuowali następcy budując w Konstantynopolu <a href="http://lloydi.com/travel-writing/turkey/wallpaper/blue-mosque-1x7.jpg">Błękitny Meczet</a>.</p>
<p>O pięknie meczetu w Edirne stanowi nie tylko <a href="http://www.yeniresimler.com/data/media/42/Edirne-Selimiye010.jpg">jego bryła</a>, ale też <a href="http://www.cs.cmu.edu/~hulya/Personal/Places/Turkey/TurkiyeResimleri/SelimiyeCamii.JPG">zapierające dech w piersiach, bogato zdobione wnętrze</a>.</p>
<p style="text-align:center;"><img class="aligncenter size-medium wp-image-149" src="http://cudaswiata.wordpress.com/files/2008/04/800px-selimiye_mosque_dome.jpg?w=500" alt="" width="500" height="333" /></p>
<p>Kopuła meczetu Selima widziana od środka. <em>Zdjęcie na licencji <a href="http://creativecommons.org/licenses/by/2.5/">Creative Commons Attribution 2.5</a>. Autor: Murdjo</em></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Suriye'den Osmanlı'ya iade-i itibar]]></title>
<link>http://gitarteli.wordpress.com/?p=266</link>
<pubDate>Tue, 26 Feb 2008 07:02:38 +0000</pubDate>
<dc:creator>gitarTELi</dc:creator>
<guid>http://gitarteli.pl.wordpress.com/2008/02/26/suriyeden-osmanliya-iade-i-itibar/</guid>
<description><![CDATA[Tarih kitaplarından Türkiye düşmanlığı içeren ifadeleri kaldıran Suriye, haritalarından Ha]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih kitaplarından Türkiye düşmanlığı içeren ifadeleri kaldıran Suriye, haritalarından Hatay'ı çıkarırken, Türk kültür ve tarihine karşı yapılmış bir yanlışı daha kaldırdı.</p>
<p><img border="0" width="400" src="http://www.turkgenclikvakfi.org/resimler/images/suriye.jpg" height="300" /></p>
<p>Süleymaniye Külliyesi, 402 yıl Osmanlı’nın önde gelen kültür merkezlerinden biri olan Şam’ın en önemli tarihî ve kültürel yapılarından biri olarak biliniyor. 1554 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan külliye, aynen Türkiye’dekiler gibi pek çok yapıyı bünyesinde barındırıyor.</p>
<p>Külliyenin içerisinde Süleymaniye Camii, medrese, Selimiye Camii, Selimiye Çarşısı, imarethane, aşevi, Sultan Vahdeddin Han ve Osmanlı ailesinden 18 kişinin kabri bulunuyor. Suriye topraklarındaki Osmanlı mirasını bütün güzelliğiyle yansıtan önemli eserlerden biri olan Süleymaniye Külliyesi’nin bahçesinde yakın zamana kadar bir askerî müze bulunuyordu. Üstelik müzede bulunan uçakların yönü külliyenin içindeki Süleymaniye Camii’ne dönüktü. Suriye ile ilişkilerin gergin olduğu zamanlarda farkında olmadığımız bu durum, ikili ilişkilerin daha sıcak bir düzleme taşınmasından sonra fark edildi.<br />
<!--more--></p>
<p>Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Suriye seyahati sırasında Süleymaniye Camii’ni ziyaret etti ve savaş uçaklarının camiye dönük olması onun da dikkatini çekti.</p>
<p>Başbakan, Suriye yetkililerine tarihî ve kültürel bir yapının bahçesine bir askerî müzenin hiç de yakışmadığını bildirdi ve Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’dan uçakların kaldırılmasını talep etti. Daha sonra Türkiye’den Suriye’ye çeşitli dönemlerde giden bakan ve yetkililerin konuyu tekrar gündeme getirmesi ve takip etmesiyle olay çözüldü. İki ülke ilişkilerinin düzelmesinin nişânesi olarak cami bahçesindeki uçaklar başka bir yere taşındı.</p>
<p>Belki bir savaş sona ermedi; ancak tarihi ve kültürel miras açısından en az onun kadar önemli bir şey gerçekleşti. Türkiye-Suriye ilişkilerinin kötü olduğu günlerden kalma bir olay daha son buldu. Şam’da bulunan ve Mimar Sinan’ın eserlerinden biri olan Süleymaniye Camii’nin bahçesinde, dönemin Şam hükümeti tarafından bir savaş müzesi kurulmuştu. ‘Şam Savaş Müzesi’ veya ‘Şam Askeri Müzesi’nde yer alan uçakların burunları ise Süleymaniye Camii’ne dönüktü.</p>
<p>Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Suriye gezisi sırasında bu görüntünün hoş olmadığını, Suriye resmi makamlarına iletti ve uçaklarla savaş müzesi geçtiğimiz ocak ayı içinde cami avlusundan kaldırıldı. Yaklaşık 10 yıldır ibadete kapalı olan Süleymaniye Camii ve Süleymaniye Külliyesi, Türkiye Kültür ve Turizm Bakanlığı, TİKA ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce restore edilerek, hem ibadete hem de turistik ziyaretlere açılacak. Mart ayı başında Türkiye’den gidecek olan ekip, tadilatları başlatacak. Restorasyonun bir buçuk yıl içinde tamamlanması planlanıyor.</p>
<p>Bu yönde gelişmenin öyküsü aslında Suriye ve Türkiye arasındaki düşmanlığın yerini dostluk ve komşuluk ilişkilerine bırakmaya başladığı tarihlere dayanıyor. Hafız Esad döneminin sona ermesi ve Beşşar Esad’ın başkanlığı ile Türkiye’yle olan ilişkilerde de yumuşama başlamıştı. Başbakan Erdoğan, Şam’ı ziyaret ederken, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, Ankara’ya geliyordu. Bu ziyaretler bir defayla da kalmayıp tekrarlanıyor, eşler de Başbakan Erdoğan ve Suriye Devlet Başkanı Esad’a eşlik ediyordu.</p>
<p>Süleymaniye Külliyesi ve Camii’ni hedef alan savaş uçaklarının kaldırılmasının temeli ise Başbakan Erdoğan’ın 2004 yılında Suriye ziyaretinde atılmıştı.</p>
<p> 21 Aralık 2004’te bu ülkeye giden Erdoğan, yaptığı resmi temasların yanı sıra Süleymaniye Camii’ni de ziyaret etmişti. Bu ziyaretten sonra Suriye Devlet Başkanı ile yaptığı görüşmede, içinde burunları camiyi hedef alan savaş uçaklarının da bulunduğu savaş müzesinin, dini ve tarihi bir mekanda bulunmasının hoş olmadığını dile getirmiş ve kaldırılmasını istemişti. Aradan geçen zaman içinde camiyi hedef alan uçaklar yaklaşık 2 yıl daha ‘savaş müzesi’ olarak ziyarete açık kaldı.</p>
<p>Bu süre içinde ise Başbakan Erdoğan’la birlikte Suriye’yi dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Devlet Bakanı Ali Babacan da ziyaret etti. Her ziyarette ilişkiler daha da sıcak bir hal alırken, talepler tekrarlandı. Konuya son nokta ise bir süre önce ziyarete kapatılan savaş müzesinin, geçtiğimiz ay kaldırılması ile konuldu. Türkiye diplomasisinin bir başarısı olarak ders kitaplarından Türklerle ilgili düşmanca ifadeleri ayıklayan Suriye hükümeti, arkasından da Türk tarihine ve kültürünü hedef alan bu projeyi devre dışı bıraktı.</p>
<p>Şam’daki Süleymaniye Camii’nin içinde bulunduğu duruma Başbakan Erdoğan’ın dikkatini çeken ise burada faaliyet gösteren kültür merkezi oldu. 1998’den beri ibadete kapalı cami ve külliyenin durumunu Başbakan Erdoğan’a aktaran yetkililer, restorasyon talebinde bulundu. Talebin Erdoğan’a iletilmesi ve üzerinde durulmasında dönemin İSKİ Genel Müdürü Veysel Eroğlu ve yine dönemin Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mustafa İsen etkili oldu.</p>
<p>Başbakan’ın talebi Esad’a aktarmasıyla süreç başladı; ancak Türk hükümeti tarafından bunun gerçekleştirilmesi kabul görmedi. Restorasyon bir İtalyan firmasına verildi. Fakat Türkiye’nin bastırması ile yeni bir proje hazırlanarak UNESCO’nun onayına sunuldu. Bu kurumun da onay vermesi ile olayın diplomatik boyutu aşılmış oldu. 2007 Ağustos’undan itibaren, savaş müzesindeki savaş uçakları, füze ve tanklar tahliye edilmeye başlandı. 1967 Arap-İsrail Savaşı’ndan kalan malzemeler buradan alınarak, Halep yolu üzerindeki Panorama’ya nakledildi.</p>
<p>Süleymaniye Camii’nin ibadete, külliyenin de ziyarete açılması talebi, Başbakan Erdoğan başta olmak üzere, Türkiye’den birçok siyasetçinin de altyapı çalışmalarına katılmasıyla tatlıya bağlandı. Şimdi, mart ayı içerisinde Türkiye’den 6 kişilik bir ekip gelerek restorasyon çalışmalarını fiili olarak başlatacak. Projenin bir buçuk yıl içinde tamamlanması ve 2009 yılı sonunda cami ve külliyenin yeniden açılması hedefleniyor. Bu konuda önemli bir işlev gören Şam’daki Türkiye Kültür Merkezi binasının da Süleymaniye Külliyesi bünyesine alınması isteniyor. Bu taleple birlikte hizmet binaları, Türk lokantası ve Türk kahvehanesinin de içinde yer aldığı bir kompleks öngörülüyor. Ancak, bu yöndeki talebe sıcak bakılmadığı, Süleymaniye Külliyesi yerine Selimiye Külliyesi’nin içinde bir yer gösterildiği belirtiliyor.</p>
<p><strong>Süleymaniye Mimar Sinan’ın eserlerinden </strong></p>
<p>Süleymaniye Camii ve külliyesi, Şam’daki en önemli Osmanlı eserlerinden biri. Kanuni Sultan Süleyman’ın yaptırması hasebiyle ismi ‘Süleymaniye’. 1554 yılında inşasına başlanan yapının, asıl mimarı Mimar Sinan. Ancak İran asıllı mühendis Molla Ağa’nın gözetiminde yapılmış. 1559 yılında dönemin Şam Valisi Hızır Paşa zamanında bitirilen camiye, 1566 yılında bir de medrese eklenmiş.</p>
<p>Süleymaniye Camii’nin ihtişamı yanında en büyük özelliği ise Mimar Sinan bunu yapana kadar Şam’da mimari açıdan böyle bir yapının bulunmaması ve kurşun kaleme benzetilecek kadar ince minarelere sahip olması. Süleymaniye Külliye’si iki kısımdan oluşuyor.</p>
<p>Büyük bölümde mescit ve medrese, küçük bölümde ise revaklarla kaplı ve üzeri küçük kubbelerle örtülü odalar bulunuyor. Bu bölümde kadınlar için ayrılan bir namazgâh ve talebelerle gariplerin kaldığı mekanlar var. Baraka ırmağı kıyısında hac kafilelerine hizmet vermek için planlanmış bulunan Şam Süleymaniye Külliyesi; camii, aşhanesi ve kervansaraylarıyla plana esas teşkil edecek şekilde tesis edilmiş. Bu muhteşem külliye, yapılış amacı, mükemmelliği, mimarisi, hizmetleri ve daha sonraki ilaveleriyle başlı başına sultani bir eser. 1998 yılından bu yana ibadete kapalı olan külliyenin 2009’da yeniden açılması planlanıyor.</p>
<p><strong>Vahdeddin’e hizmet etmek büyük gurur </strong></p>
<p>Süleymaniye Külliyesi’nde, Sultan Vahdeddin’le birlikte, Sultan Abdülhamid ve Sultan Abdülmecid’in çocukları ve torunlarının da aralarında yer aldığı 18 kişinin kabri bulunuyor. 30 yıldır buranın türbedarlığını yapan Ahmet Muhammed, ailesinden hiç kimse bu görevde olmadığı halde görevi seve seve kabul etmiş ve bugün de sürdürüyor. Kültür Bakanlığı’na bağlı olarak çalışan Muhammed, Türk siyasetçilere ilişkin ilginç anekdotlar anlatıyor.</p>
<p>Mesela burayı ziyaret eden 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Sultan Vahdeddin’in kabri başında uzun uzun ağlamış. Eski Başbakan Necmettin Erbakan, yaptığı ziyaretten çok etkilenmiş. Başbakan Erdoğan ise eşiyle birlikte korumalarını atlatıp burayı ziyaret etmiş. Pek çok devlet adamı, başbakan, bakan ve milletvekilinin ziyaret ettiği türbenin Türkiye’den son konuğu ise Dışişleri Bakanı Ali Babacan olmuş. Ramazan ayında türbeyi ziyaret eden Babacan, teravih namazını Emeviye Camii’nde kıldıktan sonra buraya gelmiş.</p>
<p>Sultan Vahdeddin ve Osmanlı ailesi için, “Burada defnedilmiş olmaları onların salih insanlar olduklarını gösterir. Bu mekana girdiğiniz zaman kendinizi cennet bahçesinde gibi hissedersiniz. Burada hiçbir haşerat bulamazsınız; çünkü hiçbir haşerat yaşamaz burada. Bu da onların çok pak ve temiz olduklarını gösterir.” değerlendirmesini yapıyor. Bu görevde bulunduğu için şeref duyduğunu aktaran Muhammed, bunu da şöyle açıklıyor: “Çünkü onlar İslam’ın hizmetkârları idi. Süleymaniye Camii ve buradaki diğer mimari eserler de bunun işaretidir. Onlar birçok medrese ve ilim merkezleri bina etmişlerdir dünyanın birçok köşesinde.”</p>
<p><strong>Aktüel </strong></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Welcome to 9 UNESCO Heritage sites in Turkey]]></title>
<link>http://acturca.wordpress.com/2007/11/01/welcome-to-9-unesco-heritage-sites-in-turkey/</link>
<pubDate>Thu, 01 Nov 2007 23:54:54 +0000</pubDate>
<dc:creator>acturca</dc:creator>
<guid>http://acturca.pl.wordpress.com/2007/11/01/welcome-to-9-unesco-heritage-sites-in-turkey/</guid>
<description><![CDATA[Korea Times
October 28, 2007 Sunday
As it is a historically and culturally wealthy country bearing a]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Korea Times</p>
<p>October 28, 2007 Sunday</p>
<p>As it is a historically and culturally wealthy country bearing a full range of heritages, Turkey is bringing out a "Tourism strategy of Turkey 2023" with their tremendous ambition.<!--more--> Turkey is the only country that has nine kinds of UNESCO World Cultural Heritage sites.</p>
<p>The Cappadocian region is a place where nature and history come together with the most beautiful scenery in the world.</p>
<p>While geographic events formed <i>peribacalari</i> (fairy chimneys) during the historical period, humans used the signs of thousand-years-old civilizations by carving houses and churches within these earth pillars and decorating them with friezes.</p>
<p>Traditional Cappadocian houses and dovecotes carved into the stone show the uniqueness of the region. These houses are constructed at the foot of the mountain using rocks or cut stone.</p>
<p>Rock, which is the only construction material of the region, as it is very soft after quarrying due to the structure, can be easily processed but after contact with air it hardens and turns into a very strong construction material.</p>
<p>Due to being plentiful and easy to process, regional unique masonry is developed and turned into an architectural tradition. Materials of neither courtyard nor house door are wood. Upper parts of the doors built with arches are decorated with stylized ivy or rosette motifs.</p>
<p>Dovecotes within the region are small structures constructed within 18th century and end of 19th century. Some of the dovecotes, which are important in showing Islamic art are constructed on monasteries or churches. Surfaces of dovecotes are decorated with rich inscriptions and adornments by regional artists.</p>
<p><b>Pamukkale</b> was formed when a spring with a high content of dissolved calcium bicarbonate cascaded over the edge of the cliff, which cooled and hardened leaving calcium deposits.</p>
<p>This formed into natural pools, shelves and ridges, which tourists could plunge and splash in the warm water.</p>
<p>Hotels were springing up from the 1970s to cater for the large influx of tourists, and shortly afterwards UNESCO declared it a World Heritage site.</p>
<p>But by the 1990s, this took its toll on the state of the calcium pools and restrictions were placed on these travertine terraces. Many hotels were knocked down, visitors are only allowed on major paths around the sites, and must remove footwear to stand on the calcium deposits.</p>
<p>This seems to have been a successful move, as the water supply is now used for preservation and some of the damaged calcium deposits have been reinforced.</p>
<p>At the junction of the East and West civilizations, <i>Nemrut Dagi</i> (Mount Nemrut) is one of the most astounding sites in Turkey: A collection of colossal statues on a remote mountain 2,150m high, adorning the temple and tomb of King Antiochus.</p>
<p>Unknown until 1881 when an Ottoman geologist discovered these 10 meter-high stone heads, archaeological work began in 1953 to uncover their history.</p>
<p>Nemrut Dagi has since been a significant attraction, with thousands sunrise and sunset visitors to see the stones in the best possible light.</p>
<p>In addition to the statues, the entire site includes art from the Commagene civilization, the Eskikale (Old Castle), Yenikale (New Castle), Karakus Hill and Cendere Bridge. Most people use the nearby towns of Malatya, Kahta or Adiyaman as a base, and the road to the summit is only open from mid-April to mid-October because of heavy snow the rest of the year.</p>
<p>Safranbolu is a town boasting a glorious collection of old Ottoman houses, with a rich collection of pieces of art, which represents traditional Turkish life and culture. Its rich history and success in preserving it earned the town an inclusion on the UNESCO World Heritage list.</p>
<p>The best known for its old Turkish houses, the town is attracting more attention especially as these 19th century homes are gradually disappearing from other areas of Turkey.</p>
<p>It is also known as the Capital City of Preservation, acknowledging its ability to hold onto not only pieces of art, but also the atmosphere.</p>
<p>Previously known as Paphlagonia, <b>Safranbolu</b> took its name from saffron and has hosted many different civilizations in its history including Romans, Byzantines, Seljuks and Ottomans. It was conquered by the Turks in 1196.</p>
<p>The town reached its economic and cultural peak during the Ottoman Empire, partly because its position as an important stop on the Istanbul to Sinop trade route in the 17th century improved the commerce and wealth of the region.</p>
<p>During this period, it had close relations with Istanbul and Kastamonu, and state officials from the Ottoman Palace had important pieces of art in Safranbolu. The wealthy inhabitants of the town built large houses made from wood and stucco, many of which still survive. During the 19th century, nearly 25 percent of the population were Ottoman Greeks, who left after World War I.</p>
<p>The god and human, nature and art are together in there, they have created such a perfect place that it is valuable to see. Lamartine's famous poetic line reveals his love for Istanbul, describing the embracing of two continents, with one arm reaching out to Asia and the other to Europe.</p>
<p>Istanbul, once known as the capital of capital cities, has many unique features. It is the only city in the world to straddle two continents, and the only one to have been a capital during two consecutive empires _ Christian and Islamic.</p>
<p>Once was capital of the Ottoman Empire, Istanbul still remains the commercial, historical and cultural pulse of Turkey, and its beauty lies in its ability to embrace its contradictions. Ancient and modern, religious and secular, Asia and Europe, mystical and earthly all co-exist here.</p>
<p>Its variety is one of Istanbul's greatest attractions: The ancient mosques, palaces, museums and bazaars reflect its diverse history.</p>
<p>The thriving shopping area of Taksim buzzes with life and entertainment. And the serene beauty of the Bosphorus, Princes Islands and parks bring a touch of peace to the otherwise chaotic metropolis. 6. Xanthos and Letoon</p>
<p>Letoon, a cult center of ancient Lycia, is located four kilometers from the ancient city of Xanthos on the western bank of Een Cayi (ancient Xanthos river). The history of Letoon is inextricably bound with that of the city of Xanthos.</p>
<p>Excavations at Xanthos have been in progress since 1950, carried out by a French team originally under the direction of Henri Metzger and later Christian le Roy. Pottery unearthed at Letoon can be dated to the late 8th or early 7th centuries B.C. There have been no traces of any finds later than the 7th century A.D.</p>
<p>Within the sacred precinct, three temples have been found. The largest (measuring 30.25 by 15.75 meters) is located on the west.</p>
<p>The structure has a deep pronaos (front porch) and a false opisthodomos (rear porch). An inscription found in the cella (main chamber) indicates the temple was dedicated to Leto, the mother of Artemis and Apollo.</p>
<p>The Apollo temple on the eastern side of the precinct is in the Doric order and in a rather poor state of preservation. It is somewhat smaller than the Leto temple, measuring 27.90 by 15.07 meters.</p>
<p>It too is in the peripteros style and has six by eleven columns. It was built during the Hellenistic period. The temple has a deep pronaos and opisthodomos and within the cella there is a mosaic in which Artemis's bow and quiver and Apollo's lyre are depicted.</p>
<p>In the vicinity of the temple was found an inscription of great importance whose text is repeated in Greek, Lycian, and Aramaic. The inscription is from the reign of Artaxerxes III and is dated to June of 358 B.C. It makes reference to one Basileos, the legendary founder of Kaunos. This inscription has played a vital role in the deciphering of the Lycian language.</p>
<p>On the southwestern side of the terrace on which these three temples are located is a lovely monumental fountain called a nymphaeum. This semi-circular portico contains a basin measuring 27 meters in diameter. Inscriptions found in situ indicated that the fountain was built during the reign of Emperor Hadrian (117-138).</p>
<p>Troy, with its 4,000 years of history, is one of the most famous archaeological sites in the world.</p>
<p>The first excavations at the site were undertaken by the famous archaeologist Heinrich Schliemann in 1870.</p>
<p>In scientific terms, its extensive remains are the most significant demonstration of the first contact between the civilizations of Anatolia and the Mediterranean world.</p>
<p>Moreover, the siege of Troy by Spartan and Achaean warriors from Greece in the 13th or 12th century B.C., immortalized by Homer in the Iliad, has inspired great creative artists throughout the world ever since.</p>
<p>Troy (Asia Minor), also Ilium (ancient Ilion), famous city of Greek legend, on the northwestern corner of Asia Minor, in present-day Turkey.</p>
<p>The legendary founder of the city was Ilus, the son of Tros, from whom the name Troy was derived. The son and successor of Ilus was Laomedon, who was slain by the hero Hercules, when Hercules captured the city. It was during the reign of Laomedon's son Priam that the famous Trojan War occurred, which resulted in the capture and destruction of the city.</p>
<p>The Troy that appears in the Homeric poems was long regarded as a purely legendary city.</p>
<p>But in 1870, the German archaeologist Heinrich Schliemann began excavations that unearthed the actual stone walls and battlements of an ancient city on the mound called Hissarlik (Place of Fortresses), about 6.5km from the Aegean Sea and equidistant from the Dardanelles. Schliemann's excavations were continued after his death by his assistant, Wilhelm Dorpfeld, whose work in 1893 and 1894 threw new and important light on Schliemann's discoveries.</p>
<p>Between 1932 and 1938, new excavations were carried on at the site by the University of Cincinnati, under the direction of the American archaeologist Carl Blegen.</p>
<p>Schliemann discovered the first five settlements and identified Troy II with the Homeric Troy. Dorpfeld's discoveries, confirmed by Blegen, proved that the Homeric Troy must be identified with Troy VIIA, which was destroyed by fire about the traditional date of the Trojan War.</p>
<p>The archaeological site of Hattusha, former capital of the Hittite Empire, is notable for its urban organization, the types of construction that have been preserved (temples, royal residences, fortifications), the rich ornamentation of the Lions' Gate and the Royal Gate, and the ensemble of rock art at Yazilikaya.</p>
<p>The city enjoyed considerable influence in Anatolia and northern Syria in the 2nd millennium B.C.</p>
<p>In the rock sanctuary of Yazilikaya, near Bogazkale, is a remarkable series of reliefs cut into rock. The reliefs depict two long processions of gods and goddesses advancing toward each other.</p>
<p>The majority of the gods remain unidentified, but the two deities heading the procession are the storm god, or weather god, and the sun goddess, the chief deities worshiped by the Hittites. Excavations at the sanctuary revealed a temple built in front of one chamber; the other, smaller chamber seems to have been devoted to the cult of a deceased king.</p>
<p>Hittites (Hebrew Hittim), was an ancient people of Asia Minor and the Middle East, inhabiting the land of Hatti on the central plateau of what is now Anatolia, Turkey, and some areas of northern Syria.</p>
<p>The Hittites, whose origin is unknown, spoke an Indo-European language. They invaded the region, which became known as Hatti, about 1900 B.C. and imposed their language, culture, and rule on the earlier inhabitants, a people speaking a non-Indo-European agglutinative language. The first town settled by the Hittites was Nesa, near present-day Kayseri, Turkey.</p>
<p>Shortly after 1800 B.C, they conquered the town of Hattusas, near the site of present-day Bogazkale.</p>
<p>Nothing more is known of Hittite history until, in the 17th century B.C., the so-called Old Hittite Kingdom was founded by the Hittite leader Labarna (reigned about 1680-1650 B.C.), or Tabarna, and Hattusas became its capital. Labarna conquered nearly all of central Anatolia and extended his rule to the sea.</p>
<p>It is an Ottoman monument. Great Mosque was constructed as a wooden mosque between 1381 and 1389 by Yildirim Beyazit and completed in 1411 during the period of Mehmet Celebi I. Restoreted by Mimar Sinan during the period of Kanuni, Great Mosque's present building was constructed by amli Hamdi Paa and completed in 1893 by Ahmet Fuat Paa.</p>
<p>There is a holy pulpit sat on four marble columns and also one fountain in the middle part of the mosque. The top and the side parts of that dome are separated by a partition for women and men. It has also got two domes, six semi domes and five regions for the last congregations.</p>
<p>This region of Anatolia was conquered by the Turks at the beginning of the 11th century. In 1228?29, Emir Ahmet Shah founded a mosque, with its adjoining hospital, at Divrigi.</p>
<p>The mosque has a single prayer room and is crowned by two cupolas. The highly sophisticated technique of vault construction, and a creative, exuberant type of decorative sculpture _ particularly on the three doorways, in contrast to the unadorned walls of the interior _ are the unique features of this masterpiece of Islamic architecture.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mimar Sinan'ın Kafatası Yok!!! ]]></title>
<link>http://yukarikayalar.wordpress.com/2007/09/19/mimar-sinanin-kafatasi-yok/</link>
<pubDate>Wed, 19 Sep 2007 00:36:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>Admin</dc:creator>
<guid>http://yukarikayalar.pl.wordpress.com/2007/09/19/mimar-sinanin-kafatasi-yok/</guid>
<description><![CDATA[
Mimar Sinan&#8217;ın Kafatası Yok!!! O sadece Osmanlı-İslam Medeniyeti’nin değil insanlık t]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://imageshack.us"><img border="0" src="http://img66.imageshack.us/img66/1683/mimarsinanyt2.jpg" /></a></p>
<p><strong>Mimar Sinan'ın Kafatası Yok!!! </strong><strong>O sadece Osmanlı-İslam Medeniyeti’nin değil insanlık tarihinin yetiştirdiği en büyük mimarî dehalardandır. Fakat gelin görün ki bu dehanın mezarı, ırkçılığın cazibesiyle açılmış içinden kafatası çıkartılmış ve kaybedilmiştir.”Nasıl olur?” dediğinizi duyar gibiyim. Ben de ilk duyduğumda benzer bir tepki vermiştim. Mustafa Armağan bu olayı anlattığı dostlarının gözlerini faltaşı gibi açıp : “Bu milli ayıbımızı lütfen yazma. Yetmişiki millete bir daha rezil olacağız yoksa” dediğini aktarır. Ve şöyle cevap verdiğini söyler: “Hayır rezil olmayacağız. Asıl bu işin peşini bırakıp gerçeği öğrenmedikçe ve kafatasının nerede olduğunu bulmadıkça insanlığın yüzüne bakamaz hale geleceğiz”(1) diyorum ben de. Nihayet, bir daha böyle bir hadise yaşanmasın diye tepkimizi göstermemiz gerektiğine inanıyorum.Atalarının, büyüklerinin kemiklerini bizim kadar mıncıklamaktan zevk alan başka bir toplum gösterilebilir mi aceba? (Haklarını yemeyeyim. Galiba bir tek Ruslarla rekabet halindeyiz bu alanda)</p>
<p>Vakıa şudur: <!--more-->1935 yılında Türk Tarihini Araştırma Kurumu’nun (Bugün, TTK) seçtiği bir heyet huzurunda Süleymaniye Camii’ nin yanındaki türbesinden kemikleri çıkarılır Mimar Sinan’ın. Tabii geçen 350 yılın tesiriyle iskeletin büyük bir kısmı bozulmuştur.Mezarının yanı başında Sinan'ın sağlam kalabilmiş iskelet parçaları üzerinde yapılan inceleme, Dönemin yaygın ırkçı telakkisi uyarınca kafatası incelenir. Türk ırkının brakisefal (yassı-yuvarlak kafalı) ispatlanmaya girişildiği bu romantik yılların hakim anlayışına uygun özellikte çıkar Sinan'ın kafatası.Neticede memnuniyetle mezar kapatılır. Ancak Sinan'ın kafatası kurulacak Antropoloji müzesinde muhafaza edilmek üzere heyet tarafından alıkonulur.(2)</p>
<p>İbrahim Hakkı Konyalı’dan (3) naklettiğine göre, 1940′larda bu hadiseden habersiz olarak türbeyi restore edenler mezarı açtıklarında Mimar Sinan’ın iskeletinde kafatasının olmadığını görünce telaşe kapılırlar. Araştırma yapılır ama nerede muhafaza edildiği tespit edilemez. Koca Sinan’ın kafatası sırra kadem basmıştır.</p>
<p>Bugün Antropoloji Muzesi'ni bilen var mı bilmiyorum... Mustafa Armağan merak edip bu müzeyi araştırmış. Türk Tarih Kurumu yetkililerinin ve İstanbul Kültür Müdürlüğü’nün böyle bir müzeden haberi olmadığı gibi, Sinan’ın kafatasının kayıp olduğundan da haberi yokmuş.</p>
<p>Peki bugün nerededir, yeri geldiğinde mangalda kül bırakmadan şişindiğimiz bu dahi mimarımızın kafatası? Hafızasını yitirmiş bir toplum olduğumuzu hep söyleriz de, hiç değilse kurumlarımızın bir hafızası olmalı değil midir? Üstelik 70 yıl önce mezarından çıkarılan Mimar Sinan'ın kafatasının, tek örnek olmadığını biliyoruz.</p>
<p>5 Ağustos 1935 günü yayınlanan Cumhuriyet Gazetesi’nde Kültür Bakanlığı tarafından öğretmenlere gönderilen bir genelge yayınlanır:</p>
<p>Eski mezarlardan çıkacak olan Selçuk, Danışmend oğullarına ait kafataslarını İstanbul’a Antropoloji Müzesi’ne göndermeleri… ” Başka bir deyişle bugün mevcut olmayan, kurulmadan kayıplara karışmış bu müzeye kimbilir kaç tane devlet büyüğümüzün kafatasları gönderildi? Ve bugün kimbilir neredeler? Toprağın üstünekilere sahip çıkmadığımız gibi ne yazık ki altındakilere de sahip çıkmayan bir garip milletiz vesselam!”</p>
<p>... atatürkün başkanlığında yapılan toplantıların birinde Türk Tarih Kurumu Heyeti, Sedad Hakkı Eldem'in kalme aldığı "Osmnalı Mimarisi" adlı yazıyı tatışmaktadır.(malum o dönemde Osmanlı'nın hemen hemen sadece mimarisi "inkar fırtınasına" karşı direnebilmektedir. Eldem'in Beyazıt Cami mimarı Hayreddin'in Mimar Sinanın öncüsü olduğu yolundaki iddiası, ortalığı bir anda karıştırı vermiştir. Türk Tarih Kurumu Asbaşkanı Afet İnan 29 Temmuz tarihki toplantıda tartışmaların bitirilmesi için, "Sinan hakkında müstakil ve büyük bir eser çıkarılmasını" teklif etmiştir.</p>
<p>Bu teklifi heycanla kabul eden heyet, Sinan'ın kabrinin açılmasını ve iskelet üzerinde tetkiklerde bulunulmasını kararlaştırır. Sonrası başta yazıyor..... Yazının son kısmına geçiyorum ben.</p>
<p>1935 yılı Mimar Sinan'ın kafatasını, belki de bir daha geri gelmeyecek şekilde, kaybettiğimiz yıl olarak da hatırlanacaktır.Bir insanın sağlığında kafatasını kesmekler öldükten sonra mezarından çalmak arasında ne fark olduğunu bilen varsa söylesin lütfen!</p>
<p></strong>Alintidir.</p>
]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
